top of page

Yeni bir göz

Yazarın fotoğrafı: Nida Kireççi
Nida Kireççi
15 Ağu
3 dakikada okunur

Gözünü değiştirirsen, bahçen de değişir.


Hangi gözünle bakıyorsun?

Bir bahçeye baktığımızda gözlerimizin dünyayı olduğu gibi kaydettiğini düşünürüz.

Oysa nörobilim bize daha ilginç bir şey söylüyor:

Görmek, yalnızca gözün yaptığı bir iş değil. Beynin yaptığı bir yorum.

Gözlerden gelen duyusal bilgi; beynin beklentileri, geçmiş deneyimleri ve o anda neye dikkat ettiğiyle birlikte işleniyor. Modern algı araştırmalarında bu süreç, beynin gelen bilgiyi önceden oluşturduğu beklentilerle birleştirmesi üzerinden açıklanıyor. Yani beyin bir kamera gibi dünyayı kopyalamıyor; gördüğümüz dünyayı aktif biçimde anlamlandırıyor.

Bu yüzden aynı bahçeye bakan iki insan aslında aynı şeyi görmeyebilir.

Bir peyzaj mimarı ritmi, boşluğu, ölçeği ve gölgeyi görür.

Bir botanikçi türleri görür.

Bir çocuk saklanacak bir dünya görür.

Bir arı içinse aynı alan bambaşka bir bilgi haritasıdır.

Bahçe değişmedi.


Değişen, ona bakan sistemdir.

Dikkatini değiştir, bahçe değişsin.

Nörobilimde dikkat, çevredeki bütün bilgilerin eşit biçimde işlenmediğini gösteren temel mekanizmalardan biri. Beyin davranış açısından önemli olan bilgiyi önceliklendiriyor. Beklenti ve dikkat aynı şey değil; fakat ikisi de algıladığımız dünyanın oluşumunu etkiliyor.

Belki bu yüzden yıllardır geçtiğimiz bir bahçede bir gün aniden daha önce hiç fark etmediğimiz bir ağacı görürüz.

Ağaç dün oraya gelmemiştir.

Bizim dikkatimize bugün girmiştir.

Ve işin daha şaşırtıcı kısmı şu:

Doğaya nasıl baktığımız beynimizi etkilediği gibi, içinde bulunduğumuz doğa da zihinsel süreçlerimizi etkileyebilir.

University of Michigan'dan Marc Berman, John Jonides ve Stephen Kaplan'ın iki deneyinde, doğada yürümek veya doğa fotoğraflarına bakmak, kentsel koşullarla karşılaştırıldığında yönlendirilmiş dikkat görevlerindeki performansla ilişkili iyileşmeler gösterdi.

Stanford araştırmacılarının 2015'te yayımladığı kontrollü deneyde ise katılımcılar 90 dakika boyunca doğal veya yoğun kentsel bir çevrede yürüdüler.

Doğada yürüyen grupta ruminasyon kişinin olumsuz düşünceler üzerinde tekrar tekrar dönmesi azaldı. Bunun yanında araştırmacılar, ruminasyonla ilişkilendirilen subgenual prefrontal korteksteki aktivitede de azalma gözlemledi.

Ama belki peyzaj açısından en çarpıcı örneklerden biri 1984'e uzanıyor.

Roger Ulrich'in Science'da yayımlanan çalışmasında safra kesesi ameliyatı geçiren hastaların kayıtları incelendi. Penceresinden doğal bir manzara gören 23 hasta, tuğla duvara bakan benzer 23 hastayla karşılaştırıldı.

Doğa manzarasına bakan hastaların hastanede kalışları daha kısa, hemşire notlarındaki olumsuz değerlendirmeleri daha azdı ve daha az güçlü ağrı kesici kullanmışlardı. Çalışma küçük ve gözlemsel nitelikteydi; dolayısıyla tek başına kesin nedensellik kanıtı olarak görülmemeli. Ancak çevre ile insan sağlığı arasındaki ilişkiyi araştıran tasarım literatürünün en etkili erken çalışmalarından biri oldu.

Bütün bunlar bize bahçeye başka bir yerden bakma fırsatı veriyor.

Belki bahçe yalnızca bitkilerin yerleştirildiği bir mekân değildir.

Dikkatimizi yönlendiren, neyi fark ettiğimizi değiştiren ve zihinsel deneyimimizin bir parçası haline gelen canlı bir çevredir.

Bu durumda peyzaj mimarlığının sorusu da değişiyor:

Biz yalnızca bahçeleri mi tasarlıyoruz?


Yoksa tasarladığımız bahçeler de zamanla bizi mi şekillendiriyor?

Belki yeni bir bitkiye ihtiyacımız yok.

Belki yeni bir bahçeye de ihtiyacımız yok.

Bazen aynı ağaca yeniden bakmak,


bir gölgeyi ilk kez fark etmek,


rüzgârı dinlemek,


toprağın altında devam eden hayatı düşünmek yeterlidir.

Çünkü bahçe aynı kalsa bile gören değiştiğinde deneyimlenen bahçe değişebilir.


Yeni Bir Göz, Bahçe Aynamız’dan

Bir bahçede gördüğümüz şey, biraz da bizim aynamız olabilir mi?

Aynı manzaraya bakan herkes aynı şeyi seçmez. Algı biliminde buna ilişkin güçlü örneklerden biri “change blindness” değişim körlüğüdür: Görsel dünyanın büyük bir bölümünü eksiksiz kaydettiğimizi sanırken, dikkatimizin dışında kalan oldukça belirgin değişiklikleri bile fark etmeyebiliriz. Yani gözümüzün önünde olanla, gerçekten gördüğümüz şey aynı değildir.

Üstelik bu “göz” yalnızca bireysel değil, kültüreldir de. Kültürlerarası görsel algı çalışmalarında Richard Nisbett ve Takahiko Masuda, Japon ve Amerikalı katılımcılara aynı sualtı sahnelerini gösterdi. Amerikalı katılımcılar sahnedeki belirgin nesnelere daha fazla odaklanırken, Japon katılımcılar arka planı ve nesneler arasındaki ilişkileri daha fazla aktardılar. Aynı görüntü, farklı dikkat biçimleriyle okunuyordu.

Bahçelerde de benzer bir soru sorabiliriz: Bir yerde yabani ot gören göz, başka bir yerde biyolojik çeşitlilik görebilir. Biri yaşlı bir ağacı “düzensizlik” olarak görürken, diğeri onda zamanın, ekolojinin ve hafızanın izlerini okuyabilir.

Bu yüzden Bahçe Aynamız yalnızca bahçeyi anlatan bir isim değil.

Bahçeye baktığımızda neyi güzel, değerli, yabani, düzenli ya da korunmaya değer bulduğumuz; eğitimimizin, kültürümüzün, deneyimlerimizin ve dikkatimizin de izlerini taşır.

Belki bahçe yalnızca doğanın aynası değildir.

Bazen ona bakan insanın ve onu yaratan kültürün de aynasıdır.










Yeni bir göz.

Bir dahaki sefere bir bahçeye girdiğinde kendine yalnızca


“Burada ne var?” diye sorma.

Şunu da sor:

Ben burada neyi seçiyorum?


Neyi görmeden geçiyorum?


Ve hangi gözümle bakıyorum?

Çünkü bazen dünyayı değiştirmek için önce baktığımız yeri değil,

bakma biçimimizi değiştirmemiz gerekir.

Gözünü değiştirirsen, bahçen de değişir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page